Çarşamba, Ocak 21, 2009

Yeni nesil iletişim teknolojileri laboratuvarı

Aslında güzel bir haber olarak yazmayı düşünüyordum ama blogumu epeyce boşlamış olmanın verdiği rahavetle unutuyordum. Az önceki yazıdan sonra aklıma bu konuyu yazmam gerekliliği yeniden geldi.
Güzel tarafından başlayayım. İTÜ ve Huawei tarafından yapılan bir protokol ile Huawei Uzaktan Eğitim Merkezi bünyesinde bir "Yeni nesil iletişim teknolojileri laboratuvarı" kurdu. Bu laboratuvarda 3G ve DWDM/NWDM sistemleri bulunuyor. Aynı zamanda 2 adet eğitim sınıfı ile de eğitimler vermeye de hazır. Yani aslında aynı zamanda eğitim merkezi... Bu tabiki güzel bir gelişme. Sebebi de, bu konuda bir devlet üniversitesine ciddi bir yatırım yapılması, İTÜ öğrencilerinin bu konularda çalışmalar yapabilecek ve piyasada yakın zamanda daha çok artacak ihtiyaca cevap verebilecek olması taktir edilmesi gereken bir durum.
Malum yakın zamanda 3G ihalesi sonuçlandı yakında da danıştaydan onaylanması bekleniyor. Ama işte bu noktada yine benim isyanlarım başlıyor. Artık ülkeler neredeyse 3Gyi unutmaya başlamış ve 4G kullanırken biz hala danıştay onayı, ihale şartları vs. ile vakit geçirip eskimiş teknolojiyi alacağız. Her ne kadar Huawei eğitim müdürü Ayşegül Hanım'a sorduğumda "bu sistemler 4G uyumlu" dese de, teknoloji zaten çok hızlı eskiyen birşeyken biz daha eskileri almak için izin bekliyoruz. 4 çekirdek işlemciler çıkmışken bizim acaba Celeron mu P4 mü dememize benziyor. Hayırlısı olsun ne diyelim...

Ee-Devlet

Bugün Ee-Devletin muhteşem yüzüyle kesin olarak tanışabildim. Malum seçimler yaklaşıyor ve seçmen kütüklerini kontrol etmek gerekiyormuş. Ben de bu kadar işin arasında muhtara gidemediğim için (muhtarımız sabah 8 akşam 5 mesai yaptığı için, kendisi devlet dairesi olur) internetten baktım "kaydınız yok" diyor. Huylandık tabi ama güzel ülkemin güzel ee-devletinde bazı şeyler hala kağıt üzerinde doğrudur diye bu sabah muhtara gidip baktım, evet listelerde adımız yok. Daha önce bilmem kaç kere muhtarlıkta kayıt yaptırdıktan, koyun şeklinde sayıldıktan, telefonla aranıp doğrulatıldıktan falan sonra sevgili ee-devlette yokuz. Aslında yok sayılıyoruz bence ama neyse o konuya sonra gelirim. Muhtarın (aslında muhtar dediğime bakmayın muhtarı seçimden sonra görmedik yerine bir kız almış o duruyor yerinde, ama bu seçimde aday olursa bile o kız yüzünden oy vermeyeceğim adama. Madem böyle ayırdılar bizi evet itiraf ediyorum baş örtülü olduğu için vermeyeceğim oyumu) yönlendirmesiyle ilçe nüfus müdürlüğüne gittim. "Ben kayıt olmak istiyorum" demek için. Şov böylece başladı. Ee-devletimiz bizden vergi alırken, polis tarafından yoldan geçerken durdulup kimlik sorulup elindeki el-bilgisayarı ile sorgulanırken varız ve yaşıyoruz ama oy kullanmak için kayıt yaptıracaksak fatura, kira sözleşmesi vs. bir saçmalık getirmeliyiz. Yeseka'nın kuralıymış, bunu da nüfustaki bayan söyledi. Eve dönüp üzerime kayıtlı doğal-kaz faturamızı aldım ve geri döndüm ve aslında ee-devletin bence tek "eee" olan tarafı sıra numarası sisteminden numaramı aldım ve küçük bir ilçede (yani İstanbul'un küçük bir ilçesi) yaşamanın avantajıyla biraz sıra bekleyip işlemi yaptırdım. Tabi ki eziyet sona ermedi, 1 gün sonra yine gidip bir kağıt alıp muhtara götürmeliymişim. Ama gideceğim, inadına gideceğim ve kaydımı yaptıracağım ve oyumu da kullanacağım. Beni kaydetmeyenlere inat, "acaba beni ne zaman sorguya alacaklar?" diye korkuyla yaşatanlara inat, "en azından yerel seçim ve adayı tanıyorum, genel seçim olsa kime oy vereceğimi bile bilmiyorum" dedirtenlere inat, "aslında yerel seçimlerde bile ne demokrasi ne de hak adalet var" dedirtenlere inat gideceğim işlemi yaptırıp 2 oy kazanacağım.
Ee-devlet mi? Hadi canım sende... 1960 larda başlamışlar çalışmaya. İşin içinde (yani sonuç olarak bilişim sektöründe) biri olarak görüyorum ve kahroluyorum. Bu işi bu kadar zorlaştırmak mümkün olmasa gerek. Artık veritabanı sistemleri, bilgisayar ağları vs. herşey bizden yana. Ama ee-devletimiz hala sistemini oturtamadı. Yiyin beyler yiyin afiyet olsun...
Not: ee-devlet ismini bundan sonra hep kullanacağım. ee'nin ne olduğunu söylememe gerek yok herhalde...

Perşembe, Ağustos 28, 2008

Son günler...

Bir dönem blogumu çok yoğun kullanırken artık iyice uzaklaşmış gibiyim. Pek yoğun yazmıyorum ama zaman zaman aklıma da gelmiyor değil "bloguma yazayım bunu" diye.
Yaz geçiyor. Askerliğin bitişinin ardından üzerimdeki rahatlamayla çalışmaya başladım, hayatımdaki bazı şeyleri yeniden yoluna koydum ve hatta bazı hayallerimi gerçekleştirdim. Hatta "gidemeyiz" dediğimiz tatilimizi bile yaptık. Ani bir kararla yıllardır özlediğim (herhalde 6-7 yıl oldu) Gelibolu (daha doğrusu Bolayır yakınındaki Saroz Körfezi tarafı) tatil için süper bir seçenekti. Gülçin de başta kararsız kalsa da sonuçta hepimiz için çok eğlenceli oldu. Bol bol güneşin ve denizin tadını çıkardık, İstanbul sıcak ve nemden kavrulurken...
Bu arada yeniden eğitmenliğe başladım. Bakırköy'de bir eğitim kurumunda hafta sonları eğitim veriyorum. Zaten sevdiğim -fakat bir ara çookk sıkıldığım- eğitmenliğe dönüş benim için her yönüyle iyi oldu. Kes-Kopyala-Yapıştır anlatmadığım sürece sorun yok :D Bu arada almam gereken sertifikalar için de çalışmalıyım.
Çevreden gelişmeler ise; Merve, "Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Matematik Öğretmenliği" kazandı. Murat askerden dönüyor 20 gün falan kaldı, Aylin pazartesi kreşe başlıyor.. Kreş anılarını yazarım...

Pazartesi, Temmuz 28, 2008

Fiat Marea Genetik problemi


Artık arabalar da "beyin"li oldu ya, onlar da da genetik bazı problemler çıkmaya başlamış. Fiat Marea kullanıcıları aklınızda olsun, marealarda genetik bir hastalık var. Araba hiç bir sepep olmaksızın gaz kesip motor arıza ışığını yakıyor. Aracı bilgisayara bağladığınızda ise, lambda (oksijen) sensörü hatası veriyor. (Ben de ateşleme bobini hatası da verdi. Fakat değiştirdiğim için acaba onu da standartta veriyor mu bilmiyorum) Sebebi beyindeki bobin-1 arızasıymış ve çoğu marea'da yaşanıyormuş. Çözümü ise İdealtepe'de "Candeniz Elektronik". Tüm Fiat servisleri de oraya yolluyormuş beyin arızaları için. Garantili yapılıyor.

Çarşamba, Mayıs 28, 2008

Askerden dönüş...

Yaklaşık 20 yaşımdan beri üzerimde bir sorumluluk olan askerlik görevimi sonunda bitirdim. Hep diyordum "hayatımda 10 yıldır askerlik gerçeği var acaba bitince ne hissedeceğim?" diye. Hiç bir şeymiş :) Şu an sadece 156 gün bir kampa gitmiş ve dönmüş gibi hissediyorum. Gerçi artık özgeçmişlerimdeki askerlik kısmını "tecilli"den "tamamlandı"ya çevireceğim ayrıca uzun vadeli bir plan yaparken "hımmm askere şu zaman gitsem o iş olur/olmaz" diye düşünmeyeceğim. Evet evet iyi birşeymiş.
Her neyse, kısa dönem er olarak Erzincan Hava Savunma Taburunda tamamladım askerliğimi. Tanımlamak için kullanabileceğim sözcükler; İyi, güzel, zor, sıkıcı, sinir harbi, yorucu, eğitici olabilir pek tabiki. Mehmetçik Dershanesi'nde görevliydik. Ben üstüne bir de sorumlusuydum. Tabi çok yurucu oldu o anlamda ama bir o kadar da zevkliydi. Yıllar sonra fizik anlattım tekrar çocuklara örneğin.
Bu arada manyak gibi spor yaptım. 103 kg. gittiğim askerden 88 kg. geldim. Sağlık :)
Sonuç itibarıyla bitti... Geçmiş olsun :)

Çarşamba, Mayıs 14, 2008

Dad's homeeee :D

Efsane dönüyorr.... !!! :P

Çarşamba, Aralık 12, 2007

Sonunda Asker...

Blogumu çok boşlamışım ama sanırım en uzun boşlamalarımdan biri şimdi olacak. 155 gün izinliyim :)
Bugün öğlen saatlerinde Erzincan yolcusuyum. Çünkü artık askerim.
3 Ordu Hava Savunma Taburu Erzincan
Bana müsade ;)

Çarşamba, Kasım 21, 2007

Günün hikayesi

Bugün bir hikayem var. Forumda rastladım bu hikayeye ve akıl tokmağı olması gereken güzellikte.
Anlayana...
************
KIRMIZI İBİKLİ KÜÇÜK TAVUK

Zamanın birinde bir çiftlikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk yaşarmış.
Tavuk kendi yiyeceğini kendisi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş:

"- Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek ?"

Ördek cevaplamış:
"- Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim.
Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın."
Domuz oradan seslenmiş:
"- Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım."

Fare hemen atlamış:
"- Ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, sonra ödersin." Ticaretten ve tarımdan anlamayan kırmızı ibikli şirin tavuk, bu sözler sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vazgeçmiş. Ancak kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım
istemiş: "- Kahve ekmek için kim bana yardım edecek?"

Ördek:

"- Ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi sana satabilirim" demiş.

Domuz:
"- Ben kahve yetiştirmekten anlamam ancak kahveleri zararlı böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım" demiş.

Fare de:
"- Gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç olarak veririm "
demiş.
Sonunda kırmızı ibikli tavuk çalışmaya başlamış, çalışmıııııış çalışmış.
Kahve yetiştirmek buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve ilaç gerekiyormuş. Ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek sabretmiş. Ve sonunda hasat zamanı gelmiş ve gerçekten de tavuk çok miktarda ürün elde etmiş, kendisine yol gösteren arkadaşlarına
seslenmiş:
"- Kahveleri satmama kim yardım edecek?"
Ördek:

"- Ben yardım edemem, ancak kahveleri işlemek ve paketlemek için benim fabrikama getirmelisin."

Domuz:

"- Ben de yardım edemem, zaten her önüne gelen kahve ektiği için kahve fiyatları çok düştü, senin kahven beş para etmez."

Fare:
"- Ben bu işlerden anlamam, ayrıca artık sana verdiğim borçları ödemen lazım."

Sonunda kırmızı ibikli küçük tavuk gerçeğin farkına varmış ve buğday yerine kahve ekmenin büyük bir hata olduğunu anlamış, çünkü borç içinde imiş ve yiyecek tek bir lokması yokmuş. Açlıktan ölmemek için yine yardım
istemiş:

"- Yiyecek bir kaç lokma bulmama kim yardım edecek?"

Ördek:

- Ben yardım edemem, senin hiç paran yok."

Domuz:

"- Ben de yardım edemem, zaten herkes kahve ektiği için buğday eken de kalmadı, yiyecek yok."


Fare:

"- Ben yiyecek bulamam. Ancak bana borçlarını ödemediğin için para yerine senin tarlanı almak zorundayım, iyi bir tavuk olursan, belki senin o tarlada boğaz tokluğuna çalışıp, benim için buğday yetiştirmene izin verebilirim.

Şimdilerde bizim kırmızı ibikli küçük tavuğumuz, artık farenin olan eski tarlasında buğday yetiştiriyor ve karnını doyurmaya çalışıyor.


Kaynak : İngiltere de ilkokullarda okuma kitabı olarak okutulan "The Little Red Hen " kitabı.