Salı, Ağustos 28, 2007

Günün anlam ve önemi

Ey Türk gençliği!

Birinci vazifen, Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hiyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk İstikbalinin evladı!


İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

5 yorum:

KoRaY dedi ki...

Anlamsız, önyargılı, aceleci bir girdi.

Emre KARAOĞLU dedi ki...

Hocam,
"Anlamsız" kesinlikle çok iddialı. Hiç bir zaman anlamsız olmadı, sanmıyorum ki anlamsız olmaya devam etsin. Bunu sadece kişiye özel de düşünmemek lazım bu anlamda...
"Önyargılı" Bence yine hayır. Konuşulanlar, söylenenler, yapılanlar ortadayken bence "önyargı" değil "öngörü".
"Aceleci" olabilir, tabi ki yaşamadan bir şey görülemez. Ama "acele etmeyelim" derken o kadar "geç kaldık" ki, artık geç kalmaya da tahammül kalmadı...

KoRaY dedi ki...

Ben bu girdiden nasıl bir şey anlamadıysam, sende benim yorumdan anlamamışsın anlaşılan.( Güzel bitti cümle yaw)Ben "Gençliğe hitabe" yi değil durum karşısında yazılmasını anlamsız buldum. Bu hitabedeki durumlar şu an mevcutmu? Kastın bu mu? Buysa, bu durumların gerçekleşmesindeki tek etmen sadece son dönemdeki siyasetçilermi? Daha öncekiler "melek" mi idiler? Ya seslendiğin gençlik? Onlara ders vermiştin hatırlıyormusun? Senle yaptığımız sohbetleri, öğrenciler hakkındaki yorumlarını ben hatırlıyorum. Düşün bakalım bu hitabenin seslendiği gençlik şu an ne yapıyor?

Evet, önüne gelen konuşuyo. Sorun da bu değilmi zaten? Bilip bilmeden herkes bir şeyler söylüyor. Kimisi yamanmak için bir kedi misali yalayarak temizlemeye çalışıyor. Kimide yerde ne kadar çamur bulursa sıvaştırmaya. Haklısın kimse sütten çıkan ak kaşık değil. Belki buda "öngörün" doğrultusunda hareket edecek. Ama öngörü! Yaşamadan, izlemeden, görmeden girdideki hitabenin sözlerini ortaya atmandı önyargı olarak düşündüğüm.

Aceleci olduğunu zaten kabul etmişsin. Evet geç kaldık. Ana ve babalarımız senelerce aynı zihniyete oy verip fosilleşen yüzleri gördük. Ama aynı hatayı biz yapmayalım. Okuyalım, araştıralım, değerlendirelim, objektif bakabilelim. Eğer bizde her seçimde aynı sembole oy basmak için yola çıkarsak çocuklarımız için çok daha da geç kalınabilir.

Bununla birlikte, bizi temsil eden mecliste çok küçük bir azınlık olsa da bu vatanın bütünlüğünü korurken toprak altına giren evlatlrımızın sorumluların yandaşlarının da bulunduğunu unutmamak lazım.

Bu yüzden ben olsaydım, bu girdiyi daha çok bu küçük azınlığa dikkat çekmek için yazardım.

Emre KARAOĞLU dedi ki...

Hocam,
Hitabedeki durumlar şu an mevcut veya değil bu çok uzun tartışılması gereken bir konu. Hatta cümle cümle sözcük sözcük tartışılmalı. Çünkü bence bazı durumlar evet mevcut ve bu oluşan durumların sebebi tabi ki son dönem siyasetçiler değil. Fakat hiç biri hiç bir zaman çözümü de olmadı. "Sorunun sebebi bunlar değil" demek siyasi bir çözüm değil. Bence bu sorunu çözmeyen herkes (bizler de dahil aslında) sorunun kendisi.
Benim değil de Ata'nın seslendiği gençlik konusuna gelirsem de; Evet 5 yıl (hatta +1 yıl da benim ilköğretim tecrübem oldu) ders verdim ve sürekli o gençliğin içindeydim. Çok fazla eleştirdim ve "bu gençlikle (ben de dahil çünkü ben de hala gençliğin, o hitap edilen hedefin içindeyim) bi cacık olmaz" dedim. Fakat az önce dediğim gibi bu da çözüm olmuyor. Siyaset çökmüş, Gençlik çökmüş, yaşlının zaten bir ayağı çukurda, o zaman bu vatanı kim düzeltecek? Abede bizi kurtarsın o zaman bekleyelim... Böyle bir şey...
Öngörü, önyargı tarışmasında son noktayı bence sen de ben de koymuşuz. Bekleyerek göreceğiz. Zaman olacak sadece yanıt...
Diğer yandan, Türkiye'nin en büyük sorunu değil mi ki, futbol takımı tutar gibi parti tutmak. Ben dededen cehepeliyim veya amcamdan demirelciyim demek. Fakat demokrasi diye halka ağlananların, parti genel başkanları milletvekillerini (hatta bazen daha fazlasını) odasına kapanıp kendileri seçiyorlar. Sonra da halka siz bizim seçtiklerimizi seçin diye çıkıyorlar. İstedikleri olmayınca da De-mok-ra-si diye ağlıyorlar. Gurup kararına uymadı diye partiden ihraç ediyorlar, genel başkanlık seçimlerinde alternatifler seçilmesin diye dolaplar çeviriyorlar... Tüm bunların çözümü de kesinlikle senin dediğin gibi okuyarak, değerlendirerek, tartışarak olur. Klasik bir söylem de olsa; eğitim şart... Ama (üzgünüm ama) yine gençlerle...
Bölücülerin yandaşları hakkında ne düşündüğümü bundan bir kaç önceki yazımda da yazmıştım. "Artık içim rahat değil" demiştim, "nasıl gizli oturum yapılacak" demiştim. O konuda zaten rahat değilim... Fakat unutmamak lazım ki, bu yazı onlar için de mesajlar içeriyor.
Son olarak ben dikkat edersen hiç bir yorum yazmadan bu yazıyı günceme ekledim. Hatta tonlama bile yok hiç bir yerde... Sadece başlık. Dolayısıyla bu mesajı aslında onlara yazsaydın demek de bence yeterli değil. Fakat "ya ben aslında senin düşündüğünü kastetmedim" de demiyorum. Evet tam olarak "hepsini" kastettim.

gulcin dedi ki...

Bana kalırsa aceleci bile davranmamışsın,sonuçta sütten çıkmış ak kaşık değiller,kimin ne olduğu yeterince ortada zaten..